16 Ağustos 2010 Pazartesi

Aralarından kahverengi olgunlaşmış kozalaklar sarkan yemyeşil, gökyüzünün derinliklerine ulaşan adeta sonu görünmeyen sık çamlarla çevrili dar toprak bir yoldu. Ağaçlar, yapraklarını o kadar yükü taşımaktan artık bitkin düşmüşçesine hüzünlü bir şekilde aşağı sarkıtıyordu. Tek canlılık ağaçların karşı koyamadığı güçlü rüzgârların çıkardığı seslerdi. Bu ağaçların arasında yaşayan her canlı bir şekilde hayata küsmüştü; bülbüller, hatta ağustosböcekleri bile. Kuşlar ve sinekler ses çıkarmaktan korkarcasına kanatlarını çırpmıyorlardı, sanki ses çıkarsa birden bire her şeyin ahengi bozulacakmış gibi geliyordu onlara. Böyle bir şey içinde kim bilir aç hayvan ölmüştür, ses çıkarmamak için ava çıkmayıp da açlıktan ölen? Kim bilir kaç hayvanın leş kokusu ormanın tertemiz toprak kokusuna karışmıştır?
Yapayalnız bu yerde yürümek terapi gibi geliyordu ona.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder